bize sadece haber vermek istedikleri şeyleri haber veren ajanslardan ötürü guantanamo’dan habersiziz. böyle bir ortamda guantanamo’da yaşananları kurgu-belgesel (resmi site, imdb) olarak çekmek bile yürek işi.
the road to guantanamo (guantanamo yolu), sinema sanatı açısından 56ncı berlin film festivalinde yönetmenlerine (Michael Winterbottom ve Mat Whitecross) “en iyi yönetmen” için verilen gümüş ayı ödülü kazandırmış bir film.
bu ikili daha önce 9 songs (resmi site, imdb) filmini çekmişler. 9 songs filmi beni çok aşırı rahatsız etmişti. pornografinin bu kadar hayatın içinden, yağsız, fondotensiz vücutlarla sunulması durumu ilginç fakat kötüydü. 9 songs, öyle projeksiyon karşısına kurulup da izlediğim bir çalışma da değildi. bir bakıp geçmiştim sadece ve o bakıp geçme durumu bile rahatsız ediciliği ile aklımda kalmış.
the road to guantanamo filminde aslında ebu gureyb’de ajanslardan geçilen fotoğrafların
verdiği rahatsızlıktan öte bir rahatsızlık görülmüyor. filmi anlatan ya da yorumlayanların genelde üstünde durduğu şey de “bu yaşananlar herkesin başına gelebilir” fikri. ama biz bunu daha önce de biliyorduk diyesim de gelmiyor değil bu anlatımlar karşısında. buna rağmen filmi önemsiz bulduğum düşünülmesin. aksine yıllardır öldürülen, işkence gören, üzerine çok çeşitli senaryolar oynanan müslüman halkların kendi hikayelerini anlatamamalarının karşısında nadir de olsa böyle hikayeler anlatma cesaretini gösteren insanlar çıkmasını görmek beni mutlu ediyor.
film ailesinin bulduğu bir hatunla evlenmek için ingiltere’den yola çıkıp pakistan’a oradan da afganistan’a giden bir genç çocuk ve diğer üç arkadaşının yol hikayesi şeklinde başlıyor. ve inanılmaz olaylar yaşayarak kendilerini guantanamo’da bulmalarıyla devam ediyor. son sahnelerde olayların kendilerine etkileri üzerine konuşuyorlar. o kısımlar cidden beni çok etkiledi. her işkence görüntüsünde amerika’ya ve işbirlikçilerine küfreden ben işkencenin en alasını gören bu çocukların konuşmalarını sadece şaşkınlıkla izledim.
aklımda kaldığı kadarıyla bir tanesi: “bu yaşananlar beni dinimi yaşamaya sevketti.
eskiden ibadetlerim düzenli değildi artık düzenli ibadet ediyorum” diyordu son cümlelerinde. bir diğeri: “bu olayı yaşamadan önce bu kadar dayanıklı değildim. şimdi kendimi çok daha güçlü hissediyorum.” diyordu. bunlar kolay kolay edilebilecek laflar değil. bu lafları edebilmek için işkence denen imtihanı sabırla vermek lazım çünkü. çok saygı duydum umarım Allah tüm müslümanları bu şekilde sabırlı, dirençli ve ibadetine özen gösteren insanlar kılar.
bu arada mustafa islamoğlu hocamızdan geçen ayki derslerinden birisinde “guantanamo laboratuvarı” ifadesini duyduğumdan beri ben günlük yaşam içerisinde sadece guantanamo demiyorum ben de guantanamo laboratuvarı diyorum. bu yukarıda islam’ıhayatın tam ortasına koymadığı halde bunca zulmün içinde dik durabilen insanların bu duruşlarının alt yapısını araştırdıkları bir laboratuvar burası. filmde gösterilemeyen yığınla hikaye var. insan esfele safilin olunca neler yapamaz ki?
filmi google’ın video hizmeti sunduğu sayfalarında bile bulmak mümkün.
Etiketler: selamlama, sinema, 9 songs, sabır, the road to guantanamo, yol hikayesi
Son Fikirler